Boca-River derbileri

Bir derbiden çok daha fazlası.

Oyuncu Raporu

Boli Bolingoli-Mbombo

Türk ve genç oyuncu tanıtım serisi | #7

Ozan Taşkın'ın kaleminden Deniz Hümmet.

Lig Analizi

Melik Murat Dere yazdı : " STLS Analizi "

25 Eylül 2015 Cuma

Bir derbiden çok daha fazlası | El Superclasico

Boca - River derbileri.

Avrupa'da endüstriyelleşen derbilerden farklı olarak ''derbi gibi derbi'' tabirine uygun müsabakalar daha çok Amerika kıtasında gerçekleşiyor. Bu derbileri farklı kılan milyon dolarlık kulüpler, yıldızlar ve teknik adamlar değil, tribünlerdeki o coşku şovlar ve belki de Arjantin'i ikiye bölen dev bir rekabet. Boca Juniors Arjantin'de daha çok ''halkın takımı'' görülüyor. River Plate ise daha çok ''zengin'' kesimin desteklediği bir kulüp. Arjantinli bir gazeteci, Güney Amerika'daki futbol atmosferini şu sözlerle ifade ediyor:  ''Güney Amerika’da futbol bir ölüm-kalım meselesedir. Avrupa’da taraftarlar normal bir yaşam standartıyla mutlu olabilirler. fakat Arjantin’de mutlu olanlar sadece tuttuğu takımın son maçından galibiyetle ayrılanlardır.'' Avrupa'lılar daha çok dünyanın en büyük derbisi olarak Real Madrid - Barcelona maçlarını görse de gelmiş geçmiş en büyük derbilerden biri sadece Boca - River derbisidir. Çünkü Elsuperclasico bir derbiden çok daha fazlasıdır.
                                      
1993 yılında oynanan Boca - River derbisinde River'ın 2-0 kazandığı maçtan sonra Boca Juniors'lu taraftarlar 2 River'lıyı öldürür ve TV kameralarına ''Şimdi eşitlik sağlandı.'' der. Arjantin'de bir Boca'lı ile bir River'lı asla arkadaş olamaz derler ve bununla övünürler. Derbilerde üstünlük sağlayan taraf genellikle Boca'dır.  Boca'nın deplasmanda River'ı üstüste yenme serileri vardır hatta. Ancak bu istatistikler Güney Amerikalılar için pek bir şey ifade etmez. Çünkü onlar skor tabelasına bakmaksızın kulüplerini desteklerler. El Superclasico'da tribünlerde 1 boş koltuk bile bulamazsınız. La Bombonera ve El Monumental'de oynanan maçlarda Boca ve River'lılar o tribünü doldurdukları vakit, dünyadan uzaklaşıp farklı bir dünyaya giriş yapıyorlar sanki. Boca'lılara göre River'lıların hepsi birer korkak tavuktan ibarettir. Arjantin futbolunun bir numaralı idolü Maradona, Boca'lılar için bir numaralı övünç kaynağıdır. Hatta Boca'lılar daha ileri gidip ''Maradona tanrım, Bombonera ise kilisem.'' derler. Arjantin'deki derbilerde istersen Arjantin'in 1 numaralı ismi ol, o tribünlerde yanyanasındır, ''ben'' değil ''biz'' vardır.

14 Mayıs 2015'de Amerika kıtasının ''Şampiyonlar ligi'' olarak lanse edilen Libertadores'de Boca Juniors ile River Plate derbisi yaşandı. Ancak bu derbi diğer derbilerden çok daha farklıydı. River Plate deplasman tribünündeki taraftarlar duran toplarda Boca'lı oyunculara öyle bir lazer tutuyordu ki Boca'lı futbolcuların kör olmaması adeta mucizeydi. İlk yarı 0-0 eşitlikle sona erdi. İkinci yarı  başlayacakken farklı giden bir şeyler vardı. River Plate'li oyuncuların tünele gelmesine belki de 1 dakika kala soyunma odası tüneline büyük bir delik açıp içine biber gazı sıktı Boca'lı taraftarlar. River'lı oyuncular gazdan fazlasıyla etkilendi. Hatta bazı oyuncuların vücutlarında gaz nedeniyle yanıklar oluştu. Boca'lı taraftarlar soyunma odası tünelini ise kaynak makinesi ile delmişlerdi. Maça tam 75 dakika ara verildi ve ardından River'lı yöneticilerin talebi ile maç tatil edildi.  Bu maçtan sonra Boca Juniors 0-3 mağlup sayıldı ve River Plate tur atladı.

Bizleri en çok acıtacak durum ise, Avrupa futbolunun hiçbir zaman para'dan sıyrılamayacağı ve bizim böyle derbileri gidip izleyemeyecek olmamız. Ama olursa ''ne âlâ''

BONUS:  

-Ozan Taşkın

Oyuncu Raporu | Boli Bolingoli-Mbombo

Boli Bolingoli-Mbombo

Club Brugge'da, şiir gibi ismiyle tanıdığımız Mbombo 1 Temmuz 1995 yılında Belçika'nın Antwerpen kentinde dünyaya geldi.  Everton'lu Romelu Lukaku'nun kuzeni kendisi aynı zamanda. Orjin mevkiisi sol bek olmasına rağmen sol ve sağ kanatta da %90'ını verebilen bir oyuncu. Club Brugge'un güzide altyapısından yetiştirdiği oyunculardan biri aynı zamanda.
Brugge U19 takımında, sadece 3 maç forma giydikten sonra Michel Preud'homme tarafından A takıma çıkarıldı. Brugge'da şu ana kadar toplam 40 maçta forma giydi ve 7 gol 1 asistlik katkıda bulundu.
İstanbul'da ki Beşiktaş maçında 65.dakikada Izquierdo'nun yerine oyuna girip, ağır Beşiktaş defansını ve Beşiktaş'ı adeta yıkıp 80 ve 90. dakikalarda 2 gol kaydederek maçın yıldızı oldu kendisi. Mbombo'nun oyuna girişinde eski efsane kaleci Preud'homme'un oyunu okuma ve oyuncuları tanıma becerisinin payı büyük. Transfermarkt verilerine göre Mbombo'nun değeri 1.5 milyon €.
Artıları
Çok hızlı bir oyuncu.
Çoğu mevkiide forma giymesi onun ve kulübü açısından büyük bir avantaj
Bitiriciliği pek fena sayılmaz

Eksileri
Fizik olarak çok iyi sayılmaz.
Bek oynadığında savunma açısından bazı pozisyonlarda etkisiz.

Bonus: 



-Ozan Taşkın

20 Eylül 2015 Pazar

Son İstanbulspor Taraftarı Kenan Özvaran

Sarı-siyah tutkusunun izini “tek başına” sürerken Kenan'ın başına gelenler yalnızca dinleyeni iyi hissettiren bir insan hikayesi değil, ülke futbol iklimini dönüştürecek kadar ilham verici bir dönem tanıklığı oluşturuyor.

Sarının Üzerine Siyah

1926’da İstanbul Erkek Lisesi öğrencileri tarafından kurulan kulüp ülke futbolunun emekleme yıllarında İstanbul Ligi’nin önemli figürlerinden olmuş, profesyonel ligin asil üyeleri arasında yer almıştı. Ancak sarı-siyahlılar yetmişli yıllarla birlikte futbol hiyerarşisinin üst basamaklarında tutunmakta güçlük çekmeye başladı. Doksanlarda Cem Uzan’ın yönetimi ele almasıyla birlikte İstanbulspor, şirketleşme adımını atan ilk kulüplerden biri oldu. Bu sert geçişin kötü sonuçları çok geçmeden zuhur edecekti, ancak takımın “İstanbul’un dördüncü büyüğü” olarak sahneye yeniden çıkışı İEL mezunu bir babanın çocuğu olan Kenan Özvaran’ın ilgisini çekmeye yetmişti.
Bayrampaşa’dan Kadıköy’e, Dolmabahçe’den Güngören’e göçebe olarak Süper Lig yolculuğunu sürdüren İstanbulspor’un tek eksiği stadyum değildi. Sermayenin girişiyle lise bağları gitgide incelen, ziyaret ettiği şehirlerde 50-100 kişilik taraftar grupları yaratsa da pek de bir aidiyet duygusuna rastlayamayan takım dördüncü büyük olma düşüncelerinden vazgeçmiş, üst ligde barınmaya çalışıyordu. Uzan Grubu şirketlerine TMSF tarafından el konduğunda işler daha da kötüleşecekti.
Tüm bu devinim sırasında Kenan için formadaki sarı-siyahı görmek tek başına yeterliydi. Oyuncular değişti, takıma ev sahipliği yapan semtler de öyle... 2004-05 sezonunda Boğalar kümede kalmayı bu kez başaramadı, küme düştükçe gidilen deplasmanlar da başkalaşıma uğradı. Ancak seremoni öncesinde futbolcular kafalarını deplasman tribününe doğru ümitsizce çevirdiklerinde gördükleri suret değişmedi: Kenan oradaydı. Bayram sabahı ailesini Avrupa yakasına uğurlayıp Harem’de Kırşehir’e otobüs aramaya koyulmuş olabilirdi. Belki de öğrenimi için gittiği ABD’den yarıyıl tatili için dönüş yapmış, evdekileri ikna edemeyeceğini bildiği için İstanbul’u transit geçmiş ve ‘jet lag’ dinlemeden oraya, maçın oynanacağı İskenderun’daki stada varmıştı. Takımın eskileri, yenilerine bu hikayeleri anlatır dururdu. Ama oraya nasıl geldiğinin pek de önemi yoktu; takım yalnız kalmamalıydı ve temsiliyet mühimdi. Kulaktan kulağa yayılan tek kişilik deplasman tribünü mesafe dinlemiyordu, küme düşmek veya kümede kalmak ufak bir ayrıntıdan ibaretti.
Fikstüre göre kurgulanan bir yaşamı, özellikle de söz konusu İstanbulspor gibi “sahipsiz” bir kulüp iken, anlamlandırmakta güçlük çekenleri bir gün ikna etmekti Kenan’ın asıl derdi. Birkaç kişinin daha hakim taraftarlık algısını, futbol seyretme kültürünü sorgulamasına vesile olmak.
Birkaç sene önce İstanbul Erkek Lisesi mezunlarının şirketten bağımsız yeni bir İstanbulspor kurmaları ve camianın desteğiyle amatör liglerden yeniden yükselişe başlamaları ile Kenan’dan bir karar vermesi beklendi. Glazer yönetimi sonrası taraftarların kurduğu ve demokratik olarak yönettiği FC United of Manchester’dan ilham alan şu ünlü sahnedeki gibi hangi masada oturacağını seçecekti. Kenan ise kendini böyle bir seçim yapmak zorunda hissetmedi, kararı iki takımı da kucaklamak oldu.
2010-11 sezonunda İstanbulspor Derneği’nin takımı penaltılar sonucunda Bölgesel Amatör Lig’e adını yazdırdığında tribündeydi, yine lisenin desteğiyle yaşayan basketbol ve voleybol takımlarını desteklemekten de hiç vazgeçmedi. Ancak geçtiğimiz hafta beş yıl aradan sonra 2. Lig’e geri dönüş yapan İstanbulspor A.Ş. için Zonguldak ve Çorum deplasmanlarına gitmemesi de düşünülemezdi. Başkanlığı boyunca Kenan’a her zaman destek ve sevgisini gösteren Ömer Sarıalioğlu’nun vefatı sonrası belki de ilk kez skor tabelasında yazan rakamları bu kadar çok önemsiyordu. Kenan geçtiğimiz ay içerisindeki bu play-off macerasını “İstanbulspor ile ortak tarihimde gördüğüm tek başarı” olarak niteliyor.
Kenan’ın İstanbulspor tribünlerindeki yolculuğuna devam etmesini ve burada futbolu onun gibi seven yeni yol arkadaşları edinmesini ümit ediyoruz.

*Alıntıdır.

18 Eylül 2015 Cuma

Türk ve genç oyuncu tanıtım serisi | #8

Abdülkerim Bardakçı

1994 doğumlu Abdülkerim, doğma büyüme Konya'lı. Lakin futbola Zonguldak Fenerspor'da başladı. Daha sonra Konyaspor teknik heyetinin dikkatini çekip, memleketinin takımı olan Konyaspor'a imza attı. Orjini sol stoper olan Abdülkerim ihtiyaç olduğu anlarda sol bekte de forma giyebiliyor. 2014-2015 sezonunda kiralık olarak Adana Demirspor formasını terletti ve 40 resmi maçta 4 gol kaydetti.

Kendisini ilk kez Feyyaz Uçar Türkiye U18 milli takımına çağırdı ve 1 müsabakada forma giydi. 18 yaşında iken Okan Buruk onu Türkiye U21 milli takımına çağırdı ve orada da 2 müsabakada forma giydi. Sol ayağını çok iyi kullanabilmesi onun ve ülkemiz için büyük bir artı. Genelde milli takımda Hakan Çinemre ile beraber forma giyiyor.




Kademe bilgisi gelişmiş, topu ayağından çıkarabilen, konsantrasyonu yüksek ve aynı zamanda atakçı bir stoper oyuncusu. 1.90 boyu olan uzun bir stoper.

Eksileri ise biraz ağır, çok güçlü değil.

-Ozan Taşkın

Türk ve genç oyuncu tanıtım serisi | #7

Deniz Hümmet

İsveç doğumlu 19 yaşındaki Deniz, Malmö altyapısından yetişti. Merkez Forvet oyuncusu olan Deniz, Malmö'de çok fazla şans bulamasa da U19 Allsvenskan Södra liginde 25 maçta 30 gol atarak mükemmel bir performans gösterdi. U21 Allsvenskan Södra liginde ise 5 maçta 2 gol attı ve 450 dakika süre aldı. UEFA Gençlik liginde 7 maçta forma giydi ve 1 gol attı. Hocası Deniz'e İsveç kupasında 1 maçta forma verdi ve 78.dakikada oyundan aldı. Malmö altyapısında U19 ve U21'de takım kaptanlığı da yaptı aynı zamanda.

Ocak 2015'de bedelsiz olarak Troyes'a transfer oldu. Troyes'da 3 maçta sadece 42 dakika süre alabildi ve gol atamadı.



1.87 boyundaki Deniz 19 yaşında olmasına rağmen bitiriciliği, top kontrolü ve bileklerine hakimliği ile dikkat çekiyor. Eksileri ise hızı ve fazla güçlü olmaması. Transfermarkt değerlerine göre ise değeri 150.000 €. Kendisi bir zamanlar Beşiktaş'ın da gündemine gelmişti.




Bonus :

-Ozan Taşkın


14 Eylül 2015 Pazartesi

Parma | Bazıları asla ölmez!




Parma veya yeni adıyla Parma Calcio 1913, Serie D'deki mücadelesine 6 Eylül'de başlamış ve deplasmanda ilk maçını 1-0 kazanmıştı. Parma'nın Serie D'de kendi evindeki ilk mücadelesini ise tam 10 bin taraftar Ennio Tardini'nin tribünlerinden takip etti. Parma, geriye düştüğü maçta geri döndü ve Villafranca Veronese'yi 2-1 yenmeyi başardı.
 
Küllerinden doğan Parma'nın taraftarları maçtan önce bir alışveriş merkezinde toplandılar ve yağan yağmura rağmen bayraklar, pankartlar ve atkılarla stada yürüyerek oyuncuları bekledikler, kulübe sadakatini gösteren Alessandro Lucarelli başta olmak üzere oyunculara hoş geldiniz dediler.
 


Sarı-mavililer maça iyi başlamadılar, daha beşinci dakika yedikleri penaltı golüyle 1-0 geri düştüler. Ancak, eski UEFA Kupası şampiyonu da 35. dakikada bir penaltı kazandı. Fabio Lauria'nın vuruşu kaleciden dönse de Christian Longobardi basit bir dokunuşla topu ağlara yolladı.
 
Parma, taraftarının da muhteşem desteğiyle ikinci yarıya daha güçlü bir şekilde başladı, Daniele Melandri birkaç gol pozisyonu bulsa da topu ağlaya yollamayı başaramadı. Curva Nord, beklediği sevinci 81. dakikada yaşadı. Giacomo Ricci'nin yerden ortasında Longobardi doğru vuruşu yaptı ve yeniden doğan Parma ligdeki ilk galibiyetine kavuştu.


3 Eylül 2015 Perşembe

Türkiye - Letonya | Maç Analiz


Ülkemizin durumunun çok kötüye gittiği şu günlerde insanların aklını dolduran boş beleş işlerin dışında 3 Eylül 2015 Letonya maçımız ülkeyi dizginlemeyi başardı.

Maçtan önce çok şey konuşuldu, kimileri rahat fark atarız dedi kimileri kontralara dikkat dedi, ama herkes bir şey dedi.

Letonya'da eğer Valerijs Sabala oynarsa gerçekten büyük tehdit. 2013'te oynadığımız 3-3 biten hazırlık maçında 2 golü o atmıştı. Bu gruptaki diğer Letonya maçımızda da ondan gol yedik. Berabere kalmıştık hatırlayacağınız üzere.

Not: Letonya'nın teknik direktörü doğduğunda Letonya diye bir ülke yoktu, o yüzden zorunlu Ukrayna vatandaşı.

Valerijs Sabala
Letonya'nın Çeklerden aldığı 1 puanı unutmamak lazım. Maç boyunca bekleyen. Şans eseri gol yiyen Letonlar bulduğu bir kontrayla puanı aldı.

Maç öncesi tribünler
Konya'da oynanacak ilk milli maç olması da tribünlerin heyecanından ve verdikleri destekten belliydi. Zaten bundan sonra bence maçlar İstanbul'da oynanmasın, oynanmıyor.

İlk 11'ler: Volkan Babacan, Ozan Tufan, Serdar Aziz, Hakan Balta, Caner Erkin, Gökhan Töre, Selçuk İnan, Hakan Çalhanoğlu, Volkan Şen, Arda Turan, Burak Yılmaz.

 Andris Vannins, Vitalijs Maksimenko, Kaspars Dubra, Vladislavs Gabovs, Igors Tarasovs, Olegs Laizans, Aleksejs Visnakovs, Aleksandrs Cauna, Vitalijs Jagodinskis, Arturs Karasausks, Deniss Rakels .

Ozan bence tam bir sağ bek oyuncusu değil ama tabi ki oynayabilir, Letonya'ya karşı. Serdar ve Hakan kalitesi belli, iyi oyuncular. Sol bekte Caner bildiğimiz gibi; maestro. Kanatlar ülkenin en iyi 5 kanat oyuncusundan ikisi; Gökhan, Volkan. Ortada Selçuk daha defansif rolde. Hakan daha ilerde ve ofans. Arda ise gezen bir oyuncu gibi Burak'a yardımcı olacak şekilde.




Rakipte Valerijs Sabala yok, avantaj. Yedekten girebilir dikkat etmek lazım.

Caner her zamanki gibi agresif başladı. 4. dakikadaki Cauna'nın faulünden sonra Cauna el uzattı ama Caner görmedi bile. Sonra eliyle hareket yaptı.

5. dakikada Volkan Şen ceza sahasında güzel hareketlerle rakibini geçti kaleye vurdu ama kaleci başarılıydı. Pozisyonun gelişiminde Arda Turan büyük rol oynuyor.


Okan Buruk: ''Arda'ya dikkat edersek, Barcelona koşuları bunlar. Barcelonalı oyuncular gibi aralara koşuyor.''

Letonya topun arkasına geçtiği zaman yanlış kademeler yapıyor, yardımlaşma çok zayıf... 

Selçuk, yanında Melo varmış gibi oynuyor. Sahayı ortalamalı. Devre arası oldu. Ben olsam Batuhan ve Mehmet Topal'ı alırım. Öne attığım kalır, dönen topları toplarım. Dönen toplar onlarda kalıyor, kalene kadar geliyorlar.

İkinci yarı iyi başladık ama arkada çok boşluk bıraktık. Umut girdi, Volkan çıktı, Şener girdi, Töre çıktı.

Oyunu iyi götürdük gol yememek önemliydi. Selçuk 80. dakika civarlarında 20-25 metredenn çok güzel bir gol attı.

90+'lara geldik... Yazının başında maç başlamadan yazdığım isim...

''Valerijs Sabala.''




-Melik Murat Dere