Boca-River derbileri

Bir derbiden çok daha fazlası.

Oyuncu Raporu

Boli Bolingoli-Mbombo

Türk ve genç oyuncu tanıtım serisi | #7

Ozan Taşkın'ın kaleminden Deniz Hümmet.

Lig Analizi

Melik Murat Dere yazdı : " STLS Analizi "

6 Aralık 2015 Pazar

Form geçicidir, klas kalıcı. | Yaş 38.

Yaş olmuş 38, bir önceki sezon 20 gole ulaşmışsın ancak Ciro Immobile seni 22 golle geçmeyi başarmış bir şekilde... Senelerdir üst düzey takımlarda oynamışsın, köşeye çekilip paran ile keyfine bakacakken, yok çalışmaya devam ediyorsun ve kaptanı olduğun takımda 34 maçta 90 dakika boyunca top koşturuyorsun... 38 haftalık ligin 34 haftasında tam maç oynuyorsun, ki bizim ligimizin tamamı 34 hafta...

İlk olarak Palermo maçında penaltıdan golünü atıyorsun... Sonraki altı haftayı golsüz geçiyorsun... Ama yılmak yok diyorsun, sonraki Lazio maçının 70. dakikasında bir penaltı daha atıp takımına 1 puanı getiriyorsun... İki hafta sonra deplasmandaki Inter maçının ilk dakikalarında Inter filelerine voleyi yapıştırıyorsun... Daha sonra Sampdoria, Udinese, Parma, Torino derken bir bakmışsın 7 gole ulaşmışsın... Bıkmak yok, atmaya devam diyorsun... Sonraki hafta Genoa deplasmanında rakip filelere 2 gol birden bırakıyorsun... Sana sağ sol farketmiyor, iki ayağınla da atıyorsun... Tam bir bitiricilik...

26. haftaya geliniyor, Milan deplasmanındasın ve yine golünü bırakıyorsun rakip filelere... San Siro uğurlu geliyor sana... Bir sonraki hafta Napoli'ye karşı 2 gol birden atıyorsun, takımın senin attığın iki gol ile galip geliyor... Cesena, Sassuolo, Sampdoria derken bir bakıyorsun 18 gole ulaşmışsın... Ama bir onun iki katı kaçırdıkların var, her maç çok fazla pozisyona giriyorsun, topsuz oyun dersi veriyorsun her maç... Uzun boyunun da verdiği avantajlar ile duran toplar sana gelince büyük tehlike oluşturuyor rakip için... Seni duran toplarda iki adam tutuyor ama yine de kafa gollerini eksik etmiyorsun...



Haftalar geçiyor, 37. hafta Parma deplasmanında takımın 2-0 geriye düşüyor... 42 ve 80. dakikalar attığın goller ile yine 1 puanı yazdırıyorsun takımının hanesine... Gol sayın 21... Son haftaya giriyorsun, en yakın takipçilerin Carlos Tevez ve Mauro Icardi... Rakip şampiyon Juventus... Ama gol krallığını kazanmaya kararlısın... İlk yarı 1-0 geriye düşüyorsunuz... Ancak ikinci yarının hemen başında sen tekrar eşitliği sağlayıp 22 gole ulaşıyorsun... Tevez'in hala golü yok... Son dakikalara giriyorsunuz... Juventus penaltı kazanıyor, topun başında Tevez... Atarsa belki devamı da gelecek, gol krallığını kaybedeceksin... İzliyorsun penaltı atışını... Tevez topa gelip vuruyor ve kalecin Rafael topu kornere çeliyor... Sana doğru koşuyor, senin hareketinle, gol attıktan sonra yaptığın hareketle... Sarılıyorsunuz... Maç 2-2 bitiyor...

Icardi de son maçında 2 gol atıp seninle eşitliği yakalıyor ve gol krallığını paylaşıyorsunuz...
38 yaşındasın... En büyük 4. ligde 38 yaşında en çok gol atan oyuncu oluyorsun... Eskimiyorsun... Sen bir efsanesin...

Sen Luca Toni'sin...

31 Ekim 2015 Cumartesi

Oyuncu Raporu | Jose Luis Gaya


Bu raporumuzda Valencia forması giyen Jose Luis Gaya'yı değerlendireceğiz.

İsim: Jose Luis Gaya
Yaş: 20 (25.05.1995)
Pozisyon: Sol bek, Orta saha sol.
Boy: 1.74
Ayak: Sol


Valencia altyapısının ve genel olarak kulübün son 2-3 sene içerisindeki meyvelerinden biri olan Gaya, geçen seneden beri sık sık takımda forma bulmaya başladı. Toplam 35 La Liga maçında 1 gol atıp 6 da asist yapan Gaya, Premier Lig ve Serie A'dan dev kulüpleri peşine takmayı başardı bile.




Valencia'nın taktiğinde yaşına rağmen büyük rol oynayan Gaya, toplar ileri atıldığında sol taraftan önündeki Rodrigo'ya yaklaşıp top alıyor, oyunun yönünü sağa aktarıyor veya fırsat buldukça içeri kat edip ora yapıyor. Geçen sene Atletico Madrid ile oynadıkları iç saha maçında olduğu gibi taçları ilerde kullanıp geriye dönmek yerine top alıp adam geçiyor, opsiyonlara göre orta açıyor, pas atıyor. Hızlı ve yetenekli bilekleriyle rahatça adam geçme özelliğine de sahip. Mustafi'nin kademesinde çoğunlukla o bulunurken, rahatça Mustafi'nin kaçırdığı toplara yetişebiliyor. Mustafi'nin biraz yavaş bir stoper olması nedeniyle sıkça Gaya'ya ihtiyaç olsa da, o bunu rahatça karşılıyor.

Top sağ tarafta, Feghouli'de iken ilerde seken ortaları bekleyip, hücumu devam ettiriyor. Önündeki Rodrigo'ya attığı paslarla Rodrigo'nun asist yapmasını sağlayarak hücum gücünü gösteriyor.

Güçlü yönleri:

+Hız
+Dribling
+Çalışkanlık

Zayıf yönleri:

-Hava topları
-Güç

-Melik Murat Dere

26 Ekim 2015 Pazartesi

Dedem anlatırdı da, gülerdim.


Dedem anlatırdı da, gülerdim..


''Olmaz oğlum, futbolda rakip olmadan, rekabet olmadan olmaz bu futbol. Kim kaldı ki futbolu bilenlerden? Oyuncu hiç yok. Onlar futbolu değil; para kazanmayı bilirler... Bir Şenol Güneş, bir Aykut Kocaman'ın nesline bak, bir de şu ''futbol''a bak.. Yazık. İnsan acıyor. Geçen sene bi derbi izledim oğlum, Beşiktaş - Fenerbahçe. Tribünler bomboş. Koskoca Beşiktaş'sın yahu? Eski İnönü'yü, Samiyen'i bilmez mi bu nesil? He İnönü'de az kavga etmedik, orası ayrı. Futbol buydu oğlum işte. Rekabet olmazsa olmaz. İnönü'deki o Fenerbahçeli, Galatasaraylı oyuncuların akıttığı teri görüyor musun şimdi? Görünür mü be oğlum...''


''İşte'' dedi, içli içli. ''Futbol borsada değil arsada güzeldi..'' deyince, anlaşılır değil mi her şey? ''Bu ülkeyi bir Galatasaray yaşatır, bir Fenerbahçe, bir de Beşiktaş.''

Seyirci olmak vardır, taraftar olmak vardır.

''Ne zamanki futbol, para oyununa döndü, daha da yüzüne bakmam.'' diyorsa bir insan, sorumlusunu, sorumlularını biri bulsun; dedem anlatırdı da, gülerdim...

-Melik Murat Dere

2 Ekim 2015 Cuma

Türk ve genç oyuncu tanıtım serisi | #9


Volkan Pala


24 Şubat 1997, Bakırköy doğumlu olan Volkan, güncel olarak Galatasaray U-17 takımında forma giymekte. Futbola Bakırköy sokaklarında başladıktan kısa süre sonra ailesininde Galatasaraylı olması, onun gideceği altyapıyı çoktan seçmişti. Galatasaray altyapısına girdikten kısa süre sonra dikkatleri hızı, bitiriciliği, oyun zekası ve özellikle çift ayaklı olmasıyla üzerine çekti.



Küçüklükten itibaren altyapılarda gelişmiş bilgi kapasitesi ve oyuncu donanımına sahip hocalarla çalışan Volkan, bir golcü olmayı ve gol atmayı çok iyi öğrendi.

UEFA Youth League'de (Gençlik Ligi) Astana'ya karşı gol atan Volkan, Galatasaray altyapılarının göz bebeği ve geleceği.


Artıları

Hızlı, çabuk, son vuruşları kaliteli, kafa toplarında iyi ve oyun zekası üst düzey. Çift ayaklı olması da ayrı bir özelliği.

Eksileri


Son vuruşlarının çok iyi olmasına rağmen bazen kaleciyle karşı karşıya pozisyonlarda heyecanlanıyor. Bunun yanı sıra biraz güçsüz.

Gelecek vaat ediyor, diğer tüm altyapı oyuncuları gibi.

-Melik Murat Dere


25 Eylül 2015 Cuma

Bir derbiden çok daha fazlası | El Superclasico

Boca - River derbileri.

Avrupa'da endüstriyelleşen derbilerden farklı olarak ''derbi gibi derbi'' tabirine uygun müsabakalar daha çok Amerika kıtasında gerçekleşiyor. Bu derbileri farklı kılan milyon dolarlık kulüpler, yıldızlar ve teknik adamlar değil, tribünlerdeki o coşku şovlar ve belki de Arjantin'i ikiye bölen dev bir rekabet. Boca Juniors Arjantin'de daha çok ''halkın takımı'' görülüyor. River Plate ise daha çok ''zengin'' kesimin desteklediği bir kulüp. Arjantinli bir gazeteci, Güney Amerika'daki futbol atmosferini şu sözlerle ifade ediyor:  ''Güney Amerika’da futbol bir ölüm-kalım meselesedir. Avrupa’da taraftarlar normal bir yaşam standartıyla mutlu olabilirler. fakat Arjantin’de mutlu olanlar sadece tuttuğu takımın son maçından galibiyetle ayrılanlardır.'' Avrupa'lılar daha çok dünyanın en büyük derbisi olarak Real Madrid - Barcelona maçlarını görse de gelmiş geçmiş en büyük derbilerden biri sadece Boca - River derbisidir. Çünkü Elsuperclasico bir derbiden çok daha fazlasıdır.
                                      
1993 yılında oynanan Boca - River derbisinde River'ın 2-0 kazandığı maçtan sonra Boca Juniors'lu taraftarlar 2 River'lıyı öldürür ve TV kameralarına ''Şimdi eşitlik sağlandı.'' der. Arjantin'de bir Boca'lı ile bir River'lı asla arkadaş olamaz derler ve bununla övünürler. Derbilerde üstünlük sağlayan taraf genellikle Boca'dır.  Boca'nın deplasmanda River'ı üstüste yenme serileri vardır hatta. Ancak bu istatistikler Güney Amerikalılar için pek bir şey ifade etmez. Çünkü onlar skor tabelasına bakmaksızın kulüplerini desteklerler. El Superclasico'da tribünlerde 1 boş koltuk bile bulamazsınız. La Bombonera ve El Monumental'de oynanan maçlarda Boca ve River'lılar o tribünü doldurdukları vakit, dünyadan uzaklaşıp farklı bir dünyaya giriş yapıyorlar sanki. Boca'lılara göre River'lıların hepsi birer korkak tavuktan ibarettir. Arjantin futbolunun bir numaralı idolü Maradona, Boca'lılar için bir numaralı övünç kaynağıdır. Hatta Boca'lılar daha ileri gidip ''Maradona tanrım, Bombonera ise kilisem.'' derler. Arjantin'deki derbilerde istersen Arjantin'in 1 numaralı ismi ol, o tribünlerde yanyanasındır, ''ben'' değil ''biz'' vardır.

14 Mayıs 2015'de Amerika kıtasının ''Şampiyonlar ligi'' olarak lanse edilen Libertadores'de Boca Juniors ile River Plate derbisi yaşandı. Ancak bu derbi diğer derbilerden çok daha farklıydı. River Plate deplasman tribünündeki taraftarlar duran toplarda Boca'lı oyunculara öyle bir lazer tutuyordu ki Boca'lı futbolcuların kör olmaması adeta mucizeydi. İlk yarı 0-0 eşitlikle sona erdi. İkinci yarı  başlayacakken farklı giden bir şeyler vardı. River Plate'li oyuncuların tünele gelmesine belki de 1 dakika kala soyunma odası tüneline büyük bir delik açıp içine biber gazı sıktı Boca'lı taraftarlar. River'lı oyuncular gazdan fazlasıyla etkilendi. Hatta bazı oyuncuların vücutlarında gaz nedeniyle yanıklar oluştu. Boca'lı taraftarlar soyunma odası tünelini ise kaynak makinesi ile delmişlerdi. Maça tam 75 dakika ara verildi ve ardından River'lı yöneticilerin talebi ile maç tatil edildi.  Bu maçtan sonra Boca Juniors 0-3 mağlup sayıldı ve River Plate tur atladı.

Bizleri en çok acıtacak durum ise, Avrupa futbolunun hiçbir zaman para'dan sıyrılamayacağı ve bizim böyle derbileri gidip izleyemeyecek olmamız. Ama olursa ''ne âlâ''

BONUS:  

-Ozan Taşkın

Oyuncu Raporu | Boli Bolingoli-Mbombo

Boli Bolingoli-Mbombo

Club Brugge'da, şiir gibi ismiyle tanıdığımız Mbombo 1 Temmuz 1995 yılında Belçika'nın Antwerpen kentinde dünyaya geldi.  Everton'lu Romelu Lukaku'nun kuzeni kendisi aynı zamanda. Orjin mevkiisi sol bek olmasına rağmen sol ve sağ kanatta da %90'ını verebilen bir oyuncu. Club Brugge'un güzide altyapısından yetiştirdiği oyunculardan biri aynı zamanda.
Brugge U19 takımında, sadece 3 maç forma giydikten sonra Michel Preud'homme tarafından A takıma çıkarıldı. Brugge'da şu ana kadar toplam 40 maçta forma giydi ve 7 gol 1 asistlik katkıda bulundu.
İstanbul'da ki Beşiktaş maçında 65.dakikada Izquierdo'nun yerine oyuna girip, ağır Beşiktaş defansını ve Beşiktaş'ı adeta yıkıp 80 ve 90. dakikalarda 2 gol kaydederek maçın yıldızı oldu kendisi. Mbombo'nun oyuna girişinde eski efsane kaleci Preud'homme'un oyunu okuma ve oyuncuları tanıma becerisinin payı büyük. Transfermarkt verilerine göre Mbombo'nun değeri 1.5 milyon €.
Artıları
Çok hızlı bir oyuncu.
Çoğu mevkiide forma giymesi onun ve kulübü açısından büyük bir avantaj
Bitiriciliği pek fena sayılmaz

Eksileri
Fizik olarak çok iyi sayılmaz.
Bek oynadığında savunma açısından bazı pozisyonlarda etkisiz.

Bonus: 



-Ozan Taşkın

20 Eylül 2015 Pazar

Son İstanbulspor Taraftarı Kenan Özvaran

Sarı-siyah tutkusunun izini “tek başına” sürerken Kenan'ın başına gelenler yalnızca dinleyeni iyi hissettiren bir insan hikayesi değil, ülke futbol iklimini dönüştürecek kadar ilham verici bir dönem tanıklığı oluşturuyor.

Sarının Üzerine Siyah

1926’da İstanbul Erkek Lisesi öğrencileri tarafından kurulan kulüp ülke futbolunun emekleme yıllarında İstanbul Ligi’nin önemli figürlerinden olmuş, profesyonel ligin asil üyeleri arasında yer almıştı. Ancak sarı-siyahlılar yetmişli yıllarla birlikte futbol hiyerarşisinin üst basamaklarında tutunmakta güçlük çekmeye başladı. Doksanlarda Cem Uzan’ın yönetimi ele almasıyla birlikte İstanbulspor, şirketleşme adımını atan ilk kulüplerden biri oldu. Bu sert geçişin kötü sonuçları çok geçmeden zuhur edecekti, ancak takımın “İstanbul’un dördüncü büyüğü” olarak sahneye yeniden çıkışı İEL mezunu bir babanın çocuğu olan Kenan Özvaran’ın ilgisini çekmeye yetmişti.
Bayrampaşa’dan Kadıköy’e, Dolmabahçe’den Güngören’e göçebe olarak Süper Lig yolculuğunu sürdüren İstanbulspor’un tek eksiği stadyum değildi. Sermayenin girişiyle lise bağları gitgide incelen, ziyaret ettiği şehirlerde 50-100 kişilik taraftar grupları yaratsa da pek de bir aidiyet duygusuna rastlayamayan takım dördüncü büyük olma düşüncelerinden vazgeçmiş, üst ligde barınmaya çalışıyordu. Uzan Grubu şirketlerine TMSF tarafından el konduğunda işler daha da kötüleşecekti.
Tüm bu devinim sırasında Kenan için formadaki sarı-siyahı görmek tek başına yeterliydi. Oyuncular değişti, takıma ev sahipliği yapan semtler de öyle... 2004-05 sezonunda Boğalar kümede kalmayı bu kez başaramadı, küme düştükçe gidilen deplasmanlar da başkalaşıma uğradı. Ancak seremoni öncesinde futbolcular kafalarını deplasman tribününe doğru ümitsizce çevirdiklerinde gördükleri suret değişmedi: Kenan oradaydı. Bayram sabahı ailesini Avrupa yakasına uğurlayıp Harem’de Kırşehir’e otobüs aramaya koyulmuş olabilirdi. Belki de öğrenimi için gittiği ABD’den yarıyıl tatili için dönüş yapmış, evdekileri ikna edemeyeceğini bildiği için İstanbul’u transit geçmiş ve ‘jet lag’ dinlemeden oraya, maçın oynanacağı İskenderun’daki stada varmıştı. Takımın eskileri, yenilerine bu hikayeleri anlatır dururdu. Ama oraya nasıl geldiğinin pek de önemi yoktu; takım yalnız kalmamalıydı ve temsiliyet mühimdi. Kulaktan kulağa yayılan tek kişilik deplasman tribünü mesafe dinlemiyordu, küme düşmek veya kümede kalmak ufak bir ayrıntıdan ibaretti.
Fikstüre göre kurgulanan bir yaşamı, özellikle de söz konusu İstanbulspor gibi “sahipsiz” bir kulüp iken, anlamlandırmakta güçlük çekenleri bir gün ikna etmekti Kenan’ın asıl derdi. Birkaç kişinin daha hakim taraftarlık algısını, futbol seyretme kültürünü sorgulamasına vesile olmak.
Birkaç sene önce İstanbul Erkek Lisesi mezunlarının şirketten bağımsız yeni bir İstanbulspor kurmaları ve camianın desteğiyle amatör liglerden yeniden yükselişe başlamaları ile Kenan’dan bir karar vermesi beklendi. Glazer yönetimi sonrası taraftarların kurduğu ve demokratik olarak yönettiği FC United of Manchester’dan ilham alan şu ünlü sahnedeki gibi hangi masada oturacağını seçecekti. Kenan ise kendini böyle bir seçim yapmak zorunda hissetmedi, kararı iki takımı da kucaklamak oldu.
2010-11 sezonunda İstanbulspor Derneği’nin takımı penaltılar sonucunda Bölgesel Amatör Lig’e adını yazdırdığında tribündeydi, yine lisenin desteğiyle yaşayan basketbol ve voleybol takımlarını desteklemekten de hiç vazgeçmedi. Ancak geçtiğimiz hafta beş yıl aradan sonra 2. Lig’e geri dönüş yapan İstanbulspor A.Ş. için Zonguldak ve Çorum deplasmanlarına gitmemesi de düşünülemezdi. Başkanlığı boyunca Kenan’a her zaman destek ve sevgisini gösteren Ömer Sarıalioğlu’nun vefatı sonrası belki de ilk kez skor tabelasında yazan rakamları bu kadar çok önemsiyordu. Kenan geçtiğimiz ay içerisindeki bu play-off macerasını “İstanbulspor ile ortak tarihimde gördüğüm tek başarı” olarak niteliyor.
Kenan’ın İstanbulspor tribünlerindeki yolculuğuna devam etmesini ve burada futbolu onun gibi seven yeni yol arkadaşları edinmesini ümit ediyoruz.

*Alıntıdır.

18 Eylül 2015 Cuma

Türk ve genç oyuncu tanıtım serisi | #8

Abdülkerim Bardakçı

1994 doğumlu Abdülkerim, doğma büyüme Konya'lı. Lakin futbola Zonguldak Fenerspor'da başladı. Daha sonra Konyaspor teknik heyetinin dikkatini çekip, memleketinin takımı olan Konyaspor'a imza attı. Orjini sol stoper olan Abdülkerim ihtiyaç olduğu anlarda sol bekte de forma giyebiliyor. 2014-2015 sezonunda kiralık olarak Adana Demirspor formasını terletti ve 40 resmi maçta 4 gol kaydetti.

Kendisini ilk kez Feyyaz Uçar Türkiye U18 milli takımına çağırdı ve 1 müsabakada forma giydi. 18 yaşında iken Okan Buruk onu Türkiye U21 milli takımına çağırdı ve orada da 2 müsabakada forma giydi. Sol ayağını çok iyi kullanabilmesi onun ve ülkemiz için büyük bir artı. Genelde milli takımda Hakan Çinemre ile beraber forma giyiyor.




Kademe bilgisi gelişmiş, topu ayağından çıkarabilen, konsantrasyonu yüksek ve aynı zamanda atakçı bir stoper oyuncusu. 1.90 boyu olan uzun bir stoper.

Eksileri ise biraz ağır, çok güçlü değil.

-Ozan Taşkın

Türk ve genç oyuncu tanıtım serisi | #7

Deniz Hümmet

İsveç doğumlu 19 yaşındaki Deniz, Malmö altyapısından yetişti. Merkez Forvet oyuncusu olan Deniz, Malmö'de çok fazla şans bulamasa da U19 Allsvenskan Södra liginde 25 maçta 30 gol atarak mükemmel bir performans gösterdi. U21 Allsvenskan Södra liginde ise 5 maçta 2 gol attı ve 450 dakika süre aldı. UEFA Gençlik liginde 7 maçta forma giydi ve 1 gol attı. Hocası Deniz'e İsveç kupasında 1 maçta forma verdi ve 78.dakikada oyundan aldı. Malmö altyapısında U19 ve U21'de takım kaptanlığı da yaptı aynı zamanda.

Ocak 2015'de bedelsiz olarak Troyes'a transfer oldu. Troyes'da 3 maçta sadece 42 dakika süre alabildi ve gol atamadı.



1.87 boyundaki Deniz 19 yaşında olmasına rağmen bitiriciliği, top kontrolü ve bileklerine hakimliği ile dikkat çekiyor. Eksileri ise hızı ve fazla güçlü olmaması. Transfermarkt değerlerine göre ise değeri 150.000 €. Kendisi bir zamanlar Beşiktaş'ın da gündemine gelmişti.




Bonus :

-Ozan Taşkın


14 Eylül 2015 Pazartesi

Parma | Bazıları asla ölmez!




Parma veya yeni adıyla Parma Calcio 1913, Serie D'deki mücadelesine 6 Eylül'de başlamış ve deplasmanda ilk maçını 1-0 kazanmıştı. Parma'nın Serie D'de kendi evindeki ilk mücadelesini ise tam 10 bin taraftar Ennio Tardini'nin tribünlerinden takip etti. Parma, geriye düştüğü maçta geri döndü ve Villafranca Veronese'yi 2-1 yenmeyi başardı.
 
Küllerinden doğan Parma'nın taraftarları maçtan önce bir alışveriş merkezinde toplandılar ve yağan yağmura rağmen bayraklar, pankartlar ve atkılarla stada yürüyerek oyuncuları bekledikler, kulübe sadakatini gösteren Alessandro Lucarelli başta olmak üzere oyunculara hoş geldiniz dediler.
 


Sarı-mavililer maça iyi başlamadılar, daha beşinci dakika yedikleri penaltı golüyle 1-0 geri düştüler. Ancak, eski UEFA Kupası şampiyonu da 35. dakikada bir penaltı kazandı. Fabio Lauria'nın vuruşu kaleciden dönse de Christian Longobardi basit bir dokunuşla topu ağlara yolladı.
 
Parma, taraftarının da muhteşem desteğiyle ikinci yarıya daha güçlü bir şekilde başladı, Daniele Melandri birkaç gol pozisyonu bulsa da topu ağlaya yollamayı başaramadı. Curva Nord, beklediği sevinci 81. dakikada yaşadı. Giacomo Ricci'nin yerden ortasında Longobardi doğru vuruşu yaptı ve yeniden doğan Parma ligdeki ilk galibiyetine kavuştu.


3 Eylül 2015 Perşembe

Türkiye - Letonya | Maç Analiz


Ülkemizin durumunun çok kötüye gittiği şu günlerde insanların aklını dolduran boş beleş işlerin dışında 3 Eylül 2015 Letonya maçımız ülkeyi dizginlemeyi başardı.

Maçtan önce çok şey konuşuldu, kimileri rahat fark atarız dedi kimileri kontralara dikkat dedi, ama herkes bir şey dedi.

Letonya'da eğer Valerijs Sabala oynarsa gerçekten büyük tehdit. 2013'te oynadığımız 3-3 biten hazırlık maçında 2 golü o atmıştı. Bu gruptaki diğer Letonya maçımızda da ondan gol yedik. Berabere kalmıştık hatırlayacağınız üzere.

Not: Letonya'nın teknik direktörü doğduğunda Letonya diye bir ülke yoktu, o yüzden zorunlu Ukrayna vatandaşı.

Valerijs Sabala
Letonya'nın Çeklerden aldığı 1 puanı unutmamak lazım. Maç boyunca bekleyen. Şans eseri gol yiyen Letonlar bulduğu bir kontrayla puanı aldı.

Maç öncesi tribünler
Konya'da oynanacak ilk milli maç olması da tribünlerin heyecanından ve verdikleri destekten belliydi. Zaten bundan sonra bence maçlar İstanbul'da oynanmasın, oynanmıyor.

İlk 11'ler: Volkan Babacan, Ozan Tufan, Serdar Aziz, Hakan Balta, Caner Erkin, Gökhan Töre, Selçuk İnan, Hakan Çalhanoğlu, Volkan Şen, Arda Turan, Burak Yılmaz.

 Andris Vannins, Vitalijs Maksimenko, Kaspars Dubra, Vladislavs Gabovs, Igors Tarasovs, Olegs Laizans, Aleksejs Visnakovs, Aleksandrs Cauna, Vitalijs Jagodinskis, Arturs Karasausks, Deniss Rakels .

Ozan bence tam bir sağ bek oyuncusu değil ama tabi ki oynayabilir, Letonya'ya karşı. Serdar ve Hakan kalitesi belli, iyi oyuncular. Sol bekte Caner bildiğimiz gibi; maestro. Kanatlar ülkenin en iyi 5 kanat oyuncusundan ikisi; Gökhan, Volkan. Ortada Selçuk daha defansif rolde. Hakan daha ilerde ve ofans. Arda ise gezen bir oyuncu gibi Burak'a yardımcı olacak şekilde.




Rakipte Valerijs Sabala yok, avantaj. Yedekten girebilir dikkat etmek lazım.

Caner her zamanki gibi agresif başladı. 4. dakikadaki Cauna'nın faulünden sonra Cauna el uzattı ama Caner görmedi bile. Sonra eliyle hareket yaptı.

5. dakikada Volkan Şen ceza sahasında güzel hareketlerle rakibini geçti kaleye vurdu ama kaleci başarılıydı. Pozisyonun gelişiminde Arda Turan büyük rol oynuyor.


Okan Buruk: ''Arda'ya dikkat edersek, Barcelona koşuları bunlar. Barcelonalı oyuncular gibi aralara koşuyor.''

Letonya topun arkasına geçtiği zaman yanlış kademeler yapıyor, yardımlaşma çok zayıf... 

Selçuk, yanında Melo varmış gibi oynuyor. Sahayı ortalamalı. Devre arası oldu. Ben olsam Batuhan ve Mehmet Topal'ı alırım. Öne attığım kalır, dönen topları toplarım. Dönen toplar onlarda kalıyor, kalene kadar geliyorlar.

İkinci yarı iyi başladık ama arkada çok boşluk bıraktık. Umut girdi, Volkan çıktı, Şener girdi, Töre çıktı.

Oyunu iyi götürdük gol yememek önemliydi. Selçuk 80. dakika civarlarında 20-25 metredenn çok güzel bir gol attı.

90+'lara geldik... Yazının başında maç başlamadan yazdığım isim...

''Valerijs Sabala.''




-Melik Murat Dere













18 Ağustos 2015 Salı

TBF Şampiyonu Dark Passage ile özel röportaj!

TBF Şampiyonu Dark Passage özel röportajı!

Öncelikle TBF Şampiyonluğunuzdan ötürü sizi kutluyor ve selamlıyorum.


 E-spor kariyerinize nasıl başladınız? Oyun oynarken bir gün bu işte 
profesyonel olup bunu Türkiye'de geliştirip binlerce insan önünde bunu 
icra etmek nasıl bir duygu? 


 Naru: Daha önce farklı bir MOBA oyun oynuyordum ve çok eğlenceli 
gelmiyordu. LoL'ün çıkması ile beraber yakın arkadaşlarımla beraber 
oynamaya başladım ve devamında buraya kadar geldim diyebilirim. Nasıl 
hissettirdiği konusunda ise sanırım bu duygu anlatılmaz yaşanır diye çok 
klişe bir cevap vereceğim :) 

 Crystal: LoL'e bir çok oyuncu gibi internet kafe ortamında 
arkadaşlarımla oynayarak başladım. Çok farklı bir hikayem olmadı. 
Onbinlerce kişinin karşısında oyun oynamak olağanüstü bir duygu. 
Hislerimi çok fazla dışarıya yansıtan birisi değilim ama sahneye her 
çıktığımda heyecanlanıyorum. 



E-spor hayatınızla okulunuzu/işinizi nasıl aynı anda yürütüyorsunuz, 
yürütebiliyor musunuz? Günlük antrenmanlar yormuyor mu? 


 Elwind: Aktif okul hayatımız yok esasında takımdaki oyuncular ya 
üniversite mezunu ya da açık üniversite okuyorlar bu yüzden de işimizi 
etkilemiyor. Antremanlar her ne kadar mental olarak yoruyor olsa da 
sevdiğimiz işi yaptığımız ve çok iyi arkadaş olduğumuz için genelde 
eğlenceli oluyor. Antremanlar dışında sık sık beraber vakit geçiriyoruz. 


 (Rydle'a) LCS'den Türkiye Büyük Finali'ne gelme sebebi neydi? Aradaki 
farklar neler? Uyum sorunu oldu mu? 

- Her zaman yeniliklere açık bir insan oldum ve EU LCS'ten sonra 
Türkiye'ye gelip profesyonel arenada olmak beni çok heyecanlandırdı. 
Buraya gelmeden önce bu kadar büyük ve heyecanlı bir kitle beklemiyordum 
açıkçası. Fakat Türk oyunculardan sosyal medya üzerinden aldığım olumlu 
tepkiler ve Türkiye Büyük Finali olağanüstüydü. 


 Salona gelip masalarınıza oturduğunuz andan itibaren binlerce taraftar 
sizin parmaklarınıza bakıyor, sizin için oradalar. Bunu bilmek baskı 
yaratıyor mu? 

 - Zeitnot: O sahneye çıkıp bilgisayarların başına oturana ve maç 
başlayana kadar o baskıyı ve heyecanı hissediyorum. Fakat maç 
başladıktan sonra tek odak noktamız kazanmak oluyor. 

- Naru: Bu benim 3. finalim olduğu için artık pek baskı hissetmiyorum :) 

 Aileleriniz bu duruma ne diyor? 

 - Crystal: Klasik Türk ailesi olarak ilk başta her oyuncunun yaşadığı 
problemleri bende yaşadım. Ailem bilgisayar oyunları ile bu kadar haşır 
neşir olmamı istemiyordu fakat sonrasında gelen başarılar ve eSpor'un 
her sene giderek gelişmesi, yurt dışında gittiğimiz turnuvalar ve Dünya 
Şampiyonasından sonra artık tamamen beni destekliyorlar. 




 - Naru: Her zaman söylediğim gibi Annem en başından beri en büyük 
destekçim. Bir nevi 2. sponsorum gibi her zaman yanımda oluyor. 

 (Naru'ya) Uzun zamandır aynı takımda aynı işi icra ediyorsun ve bunu 
layıkıyla yapıyorsun. Bu kadar süre Dark Passage orta koridor oyuncusu 
olup simgeleşmeye başlamak senin için nasıl bir duygu? 




 - İltifatların için teşekkür ederim :) Dark Passage'e ilk katıldığımda 
henüz 17 yaşındaydım ve 3. sezonumu bitirdim. Bu takımla beraber büyüdüm 
diyebilirim. Her zaman güzel bir aile ortamımız oldu. Bu konuda 
takımımızın sahibi Ertuğ Abi'ye ve genel direktörümüz Aylin Abla'ya 
teşekkür etmek istiyorum. Her zaman bizim yanımızda oldular ve 
desteklediler.

 (Elwind'e) Üst koridordan orta koridora geçiş sebebin ve bunun takım 
üzerindeki etkisi nedir? 


 - Bu tamamen Dark Passage'ın isteğiydi daha önce üst koridora geçmek 
gibi bir fikrim yoktu. Amacım yeni sezonda Naru'nun karşısında oynamak 
ve onu yenmekti :) DP'den böyle bir teklif aldıktan sonra kısa bir süre 
düşündüm ve bunu başarabileceğime inandım. Takım arkadaşlarım da aynı 
şekilde bana inandılar ve güvendiler. Kış Mevsimi sezonu tamamen yeni 
koridoruma alışmam ile geçti diyebilirim. Her zaman taşıyıcı rolünde 
olan bir oyuncu için bir anda zırh ve büyü direnci ile donanmış savaş 
başlatan bir koridor oyuncusu olmak pek kolay değil. Yaz Mevsimi sezonu 
ile beraber neler yapabileceğimi herkese gösterdiğimi düşünüyorum. 

 Oyunu oynarken formunuzu etkileyen bir şey, bir şeyler var mı? Moraliniz 
ve o anki duygularınız oyununuzu etkiliyor mu? 

 - Rydle: Tabi ki etkiliyor. Özellikle oynayacağımız rakipler, 
antremanlarımızın gidişatı ve evin içindeki arkadaşlık ortamı çok etkili 
oluyor. 

- Zeitnot: Benim için en büyük etken önümüzdeki hafta hangi takımla 
karşılacağımız oluyor. Derbi niteliğindeki maçlardan önce çok daha fazla 
motive oluyor ve ekstra antreman yapıyoruz. 

E-sporun ülkemizdeki yeri hakkında ne düşünüyorsunuz? Gerekli ilgiyi 
görüyor mu? 

 - Crystal: Eskiye nazaran çok hızlı ve büyük bir ilerleme gösterdiğini 
düşünüyorum. Belki hala istenilen seviyede değil ama önümüzdeki yıllarda 
yurt dışını yakalayabileceğimizi düşünüyorum. Umarım diğer eSpor 
oyunlarında da ülkemizde gerekli yatırımlar yapılır.

 Son olarak, eklemek istediğiniz bir şey var mı? 

 - Naru: Önce tüm taraftarlarımıza iyi günde kötü günde, kazansak da 
kaybetsek de her zaman bizimle beraber oldukları ve inandıkları için 
sonra da sana bu güzel röportaj için teşekkür ediyoruz.
 
Bana zamanınızı ayırdığınız için çok teşekkür edip, başarılarınızın 
devamını diliyorum. Tekrardan şampiyonluğunuzu kutluyorum.

 -Melik Murat Dere

Bizim Şehrimizin Hikayesi




''Bu ülkede hangi takımları bitirdiler.. Siz mi ayakta kalacaksınız? Kocaelispor var idi. Artık yok. Sakaryaspor var idi. Artık yok. Altay var idi. Artık yok. Niceleri var idi. Artık yoklar. ''

Bursaspor, 2009-2010 sezonunda şampiyonluğa koşarken aslında kimse ''şampiyonluğa'' koştuğunu bilmiyordu. 2001'deki Gaziantep gibi olacağı sanılıyordu. Yada birkaç sene önceki Sivas. Ne fark eder? Anadolu takımı sonuçta. Trabzonspor bile o kadar etkin değil.


Bursaspor'un şampiyonluğundan sonra röportaj yapılan bir Bursaspor taraftarı: ''Abi biz şampiyon oldukta, ne oldu şimdi? N'apıcaz?''

Şimdi Bursaspor'un yeni stadı var. Başlarında 2009-2010 şampiyonluğunun mimarı Ertuğrul Sağlam var. Belki yapabilirler bu sene, ne dersiniz? Ülkemizde futbolun kapitalizm ile yönetildiği aşikar. Çoğu konuda geçerli. Medyadan yayın gelirine reklamdan saygıya...

Bursaspor hem Anadolu için hem kendi için çok büyük bir önder futbol kulübüdür. Her sene 3 büyüklere ya oyuncu yolluyorlar yada spekülasyonlar büyük ölçüde çıkıyor. Enes Ünal'ı Manchester'a yolladılar. Daha geçen gün Volkan Şen ve Ozan Tufan'ı Fenerbahçe aldı. Öncesinde Şener... Yani önemsiz bir takım değil. 2009'da yapan, niye şimdi yapamasın?

Tomas Necid geldi, Dzsudzsak geldi birçok oyuncu aldılar ve kaliteli bir kadroları var. Baklım, göreceğiz.

-Melik Murat Dere






















16 Ağustos 2015 Pazar

Galatasaray - Podolski Denklemi

Galatasaray, Almanya’nın Köln altyapısından yetişmiş, uzun yıllar bu takımın formasını giymiş ardından Bayern MünihArsenal ve İnter‘de oynamış Podolski‘yi niye transfer ettiğini, en azından bu nedenden dolayı transfer etmiş olduğunu umarak açıklayalım.
Ortada buluşalım, bir kaç sezondur Galatasaray‘da hücüm kanatları sıkıntısı var. Galatasaray seviyesinde olmamasına rağmen sakatlanmadan önce bu takımda Aydın Yılmaz bile oynadı. Yasin Öztekin alındı, iyi oynadı. Muhtemelen eğer çok kötü bir sakatlık geçirmezse veya sürpriz olmazsa seneye de sağ kanatta Yasin Öztekin görev yapacaktır.
yazir160908b595
Ondan önce, genel olarak hücuma bakacak olursak Fatih Terim döneminde ilk sezon büyük bir yapılanma oldu. O sezon Elmander‘in hücumdaki pivot oyuncu yükünü çektiği ve Selçuk’la çok iyi anlaştığını hatırlarken o sezon Selçuk’un 13 Elmander’in 12 gol attığını unutmamak lazım. Burada devreye beklenmedik şekilde katkı yaparak 12 gol atan Melo giriyor. Defansif görevini gerektiği kadar yapan ancak çok sürpriz katkılarla 12 gol atan Melo şampiyonlukta büyük pay sahibi, hücumda büyük bir artıydı o sezon.
Sonraki sezon Galatasaray hücum için büyük yatırım yaparak Didier DrogbaBurak Yılmaz veWesley Sneijder ile anlaştı. Drogba 6, Sneijder 4 golde kalırken Burak Yılmaz’ın 32 gol attığı bir sezon geçirdiler. Umut Bulut’un yedek golcü olarak 15 gol atması da bir artıydı şüphesiz.
rue20947f7eeb.49.670x1340
O sezon asist olarak Selçuk’un 13 Amrabat’ın 10 asistlik performansını görüyoruz. Ardından Hamit, Burak, Emre gibi isimler geliyor. Yani kanatlardan değilde daha çok defansın ortasından arasına atılan toplar, duran toplar sayesinde gol/asist yapıldığını basitçe öğrenebiliriz.
2013-2014 sezonunda ise hücumdaki takımın genel katkısı %25 kadar düşüyor. Burak Yılmaz toplamda 17 golde kalırken, geçen sene verim alınamayan Wesley Sneijder 15 gol atıyor. Bu ikili en golcü iki isim olurken ardından 14 gollü Drogba geliyor. Peki burada bir şey aklımıza geliyor, iki sezon önce 12 gol atan Melo neden bu sezon 4 golde kalırken, defansif rolünde aynı şekilde oynayıp aynı katkıyı vermiyor?
Teknik direktör Fatih Terim yönetminde 4-4-2 sisteminde orta ikili aynı anda hücuma gidip orada kalabalık hücumlara katılıp bir anda ceza sahasında 4-5 kişi olabiliyordu. Eğer bu ikiliden biri topu kaptırırsa veya pas hatası yapılırsa orta 4’lü ve Elmander, Burak ikilisi anında baskı yaparak topu kapıyordu (bu yüksek ihtimal), topu kapamazlarsa kontra atakları iyi yapan takım golü atıyordu.
Geçtiğmiz sezon ise Burak Yılmaz 19, Sneijder 12 ve Umut 11 gol atıyor. Bu sezon Hamza Hamzaoğlu gelince kanat oyununda daha aktif hücum yapan Galatasaray’da Yasin 13, Olcan 7 asist yapıyor. Bu çok yeterli olmasa da iyi bir performans denilebilir. Bu sayılarda önemli olan Sneijder ile Yasin’in anlaşması, uyumudur. Yasin ceza sahasına girince eğer boş alan bulursa Burak/Umut’a topu yollayarak asist yapıyor, boşluk bulamazsa hemen ceza sahası dışına yani arkasına gelen Sneijder’e pas atarak Sneijder’in önünü açmışken şut izni veriyor. Eğer açamamış ise zaten Sneijder diğer kanada dönüp diğer hücum opsiyonlarını kullanıyor.

Peki bu sezon Podolski ile Galatasaray nasıl hücum yapabilir? Bildiğimiz gibi geçen sezon Podolski sol forvette en iyi katkısını yapmış. Arsenal ve İnter’de forvetin solunda, sol kanatta daha iyi performans sergilemiş. Gol ve asist sayısı çok iyi olmamasına karşın takım arkadaşlarına yarattığı pozisyonlar ve asistlerin paslarını vererek 30 yaşın tecrübesini konuşturmuş. Yani Galatasaray’da da bu pozisyonlarda Sneijder – Burak – Podolski üçlüsü uyum sağlarsa çok can yakar.

15 Ağustos 2015 Cumartesi

Sivasspor - Galatasaray | Maç Analiz




Galatasaray ligde oynadığı ilk maçta Sivasspor deplasmanında Burak ve Podolski'nin golleriyle 2-2 berabere kaldı. Sivasspor'un gollerini Aatıf (2) attı. Sizlere elimden geldiğince maçta neler olmuş, nasıl olmuş açıklamayı deneyelim.

İlk 11'ler




İstatistikler

                             Sivasspor - Galatasaray

Topla oynama  :      %48             %52
Toplam şut       :      18                15
İsabetli şut        :      3                  5


Maçta Hamza Hamzaoğlu ilk 11'e Burak Yılmaz'ı koymadı. Ardından bunun taktiksel bir hareket olduğunu söyledi. Galatasaray'ın hücumda yapmak istediği oyunu kanatlara yayarak Sneijder'in yardımlarıyla Yasin, Olcan ile Podolski'ye gol pozisyonu yaratmaktı. İlk yarıda bunu pek yapamadılar. Defansta Chedjou çok kritik 2 hamle yaptı ve Galatasaray'ı ipten aldı. Eğer o pozisyonlarda Batuhan ve Aatıf Chedjou'ya takılmasaydı maç çok farklı devam edebilirdi.

Sivas ise çok hızlı hücumlara çıkarak Aatıf'ı kullanmak istedi zaten öyle oldu. İlk yarıda Aatıf'ın getirdiği pozisyonlar hep tehlikeli oldu. Hakan'ın, Batuhan'ın şutlarıyla sonuçlanan pozisyonların çoğu net pozisyonlarıydı. Oyunu kanatlara yayıp orta sahayı Hakan Özmert ve Adem ile diri tutmak istediler bunu da kısmen yaptılar.



İkinci yarı başlarken Sneijder çıktı Burak girdi. Duran toptan ofsayt tartışmaları olsa da golünü attı ve durumu 2-1 yaptı. Hamza Hamzaoğlu eğer maça Burak'ı alıp çevirmek istediyse bunu neden Sneijder'i çıkarıp yaptı? Sneijder teknik kapasite ve oyuncu besleme açısından Podolski'den daha önce, en azından Türkiye Ligi'nde buna çok şahit olduk.

Podolski'de ilk golünü kafayla attı ve beraberliği getirdi. Dakika 81'de Telles ortaladı, Podolski kafayla çok güzel bitirdi. Şüphesiz Galatasaray bu maçtan çok şey çıkaracaktır, çıkarmalıdır.

Mustafa Denizli'nin maç yorumu:

''Mustafa Denizli: "Galatasaray bu sezon iyi sinyaller vermiyor. Galatasaray eksik. Bunu hocası mutlaka görmeli ve değerlendirmelidir.''
 Peki, Hamza Hamzaoğlu Burak'ı kurtarıcı olarak oyuna alacaksa neden ilk 11'de başlatmadı?

Hamza Hamzaoğlu maç sonu: ''Burak böyle oynasın diye yedek bıraktık. Kendisini oyunundan dolayı tebrik ediyorum.''
Zamlı sözleşme imzalaması olay olan Sabri Sarıoğlu'nun ofans olarak hiçbir şey vermemesi, defansta Aatıf'a karşı bir şey yapamaması da sözleme doğru mudur, değil midir açıklıyor herhalde.

Rıdvan Dilmen: "Sergen hoca 2 puan kaybetti. Hamza Hamzaoğlu 1 puan aldı"

-Melik Murat Dere

14 Ağustos 2015 Cuma

Fenerbahçe - Eskişehirspor | Maç Analiz


                    STSL Başladı!

Spor Toto Süper Lig 2015-2016 sezonu açılış maçı Fenerbahçe ile Eskişehirspor arasında oynandı.


Volkan'ın ligdeki 300. maçıydı.

İlk 11'ler


Fenerbahçe

Volkan, Şener, Ba, Alves, Hasan Ali, Nani, Josef, Meireles, Diego, Fernandao, Sow.

Eskişehirspor

Ali, Toko, Birol, Sezgin, Anıl, Lawal, Alpaslan, Causic, Onur, Ben Khalifa, Gekas.

İlk dakikalar


Maç başladı, Eskişehir her ayağına gelen topu uzun atıp Gekas'a deniyor. Ancak bunların hiç biri olamadı. Neredeyse tüm süre zarfında top Fenerbahçe'deydi. Pek bir etkinlik yoktu hücum hattında ama Nani'nin bir iki çalımı ve şutları, Diego'nun faulle sonlanan çırpınışları... 

Devamında


Devamında Fenerbahçe daha etkili olmaya başladı ve 2 tane art arda korner kullandı. Eskişehirspor ilk yarının ortalarında Lawal'ın getirdiği toplarla 2 net kontra atak pozisyonu yakaladı ancak Volkan kalede başarılıydı.

Ek olarak Abdoulaye Ba bir pozisyonda yere düşmesinin dışında gayet iyiydi.

İlk yarının sonu

İlk yarının sonlarına geldikçe Fenerbahçe daha da bastırıyordu. 45'de Nani çalımının ardından sol taraftaki bomboş olan Hasan Ali'ye attı pasını, topu düzeltti ve güzel bir orta açtı. Kafa vuruşu yeteneğini konuşturan Moussa Sow alışkın olduğumuz kafa vuruşlarından birini yaptı ve skor 1-0 oldu.

1 dakika sonra hızlı gelişen Fenerbahçe atağında Diego orta sahada çok güzel bir çalımla rakibini saf dışı bıraktı. Diğer rakip defans oyuncusunun bacak arasından pası Fernandao'ya geçiren Diego ilk asistini, Fernandao'da ilk golünü atmış oldu. Değinmek istediğim yer, Fernandao çok iyi bitirdi. Zaten ardından da ilk yarı bitti.

Fernandao'nun gol sevinci.


İkinci yarı

İkinci yarının başlarında Fenerbahçe çok fazla net pozisyon yakaladı. Sow'un ceza sahasına köşeden girip vurduğu, Şener'in sağdan getirip Sow'un kaçırdığı, Diego'nun ortasında Ba'nın vuruşu ve dahası...

Bunlardan birini atsaydı çok rahatlardı zaten.

58'de Goran Causic Meireles'e yaptığı müdahaleden dolayı sarı kart gördü, sonra tou hızlıca yere vurup sert tepki gösterince ikinci sarıdan kırmızı kart gördü.

Dakikalar 63'ü gösterdiğinde Fernandao çıktı Robin van Persie oyuna girdi. Meireles çıktı Mehmet Topal girdi.

Persie'nin Manchester United'dan ayrılmasına ağlayan çocuk Luis'de tribündeydi.

İkinci yarının ortaları

Dakikalar top Fenerbahçe'nin ayağında ve bazen tehlike oluşturan zayıf ataklarla geçti. Mehmet Topal'ın 71. dakikada attığı şut kaleci Ali'de kaldı.

74'de Diego çıktı Alper Potuk oyuna girdi. Diego çok iyi oynadı. 2. goldeki asisti gerçekten buram buram kalite kokuyordu. 74 dakika boyunca elinden gelen her şeyi yaptı. Şahsen beğendim.

Sonrası


Dakika 79'da soldan gelen ortada kaleci boşa çıktı ama ceza sahası içinde Mehmet Topal topu kaleye gönderemedi. Bir kaç dakika sonra ara pasta van Persie hareketlendi ama ilk pozisyonda kaleci topa dokununca top Nani'ye geldi. Tekrar Persie'yle oynadı ancak defans yetişti. Dakika 84'de Sow ceza sahası içinde şık bir çalım attı ama golü yapamadı. 90+1'de Sow bomboş kaleye zor pozisyonda yollayamadı. Maçta böyle sonuçlandı.


Yorum


Velhasıl kelam maç böyleydi. Gelelim yorumlara.

Defansta Alves her zamanki istikrarını sürdürdü, yanında oynayan Ba ile iyi iletişim kurdu, sıkıntı çıkmadı. Ba ise ligimize çabuk uyum sağlayacaktır. Bu maçta çok iyiydi. Bir pozisyon dışında neredeyse hatasız. Şener sağ bekte her zaman Gökhan ile kıyasıya mücadele edecek seviyede. Senelerdir Gökhan'ın rakibi yoktu, antrenmanlarda olsun maçta olsun rahattı. Ancak Şener hem kendini, hemde ister istemez Gökhan'ı geliştirecektir. Sol bek Hasan Ali her zaman Caner'in yokluğunda onu aratmayacak performansla oynar. Bunu da her seferinde kanıtlıyor.

Josef De Souza ve Meireles kendilerinden beklenenleri yaptılar. Meireles Diego'nun oyun kurmasına biraz daha yardımcı olursa daha iyi olur gibi. Josef ise savunma yönünden çok iyi işler başardı. Çok iyi pozisyon aldı.



Nani sanki pimi çekilmemiş bir bomba gibiydi. Birinin pimi çekmesi lazımdı, o kişi Diego'ydu ama yapamadı. Vitor Perreira bunun çözümünü bulacaktır. Diego'da geldiğinden beri en iyi maçlarından birini oynadı ve tam anlamıyla sezona hazır.

Fernandao ve Sow hazırlık maçlarında olduğu gibi forvet hattında bu sene çok iyi işler başaracaktır. Diego'nun katkılarıyla berbaer ikisinden biri gol kralı, Diego ise asist kralı olabilir. Bakalım, göreceğiz.


-Melik Murat Dere


13 Ağustos 2015 Perşembe

Türk ve genç oyuncu tanıtım serisi | #6


Emre Taşdemir

Bursaspor altyapısının son dönemlerdeki en önemli meyvelerinden biri. Enes Ünal, Ozan Tufan ile aynı dönemde yetişmiş bir oyuncu. Enes'in bonservisi şuan Manchester City'de, Ozan ise çok konuşulacak bir transfer ile Fenerbahçe'de. Bakalım Emre ne yapacak?

Emre 2007 yılında Şekerspor altypaısıyla beraber futbola başladı. 2009'da Ankaragücü ile 2.5 yıllık profesyonel sözleşme imzalayarak kendini kanıtlama şansı buldu. İlk resmi maçına orada çıktı. İlk lig golünü, asistini orada yaptı. Ankaragücü'nin gençlere önem vermesiyle kendini çok geliştirdi. 2013-2014 sezonu bitince Bursaspor tarafından transfer edilen genç oyuncu savunmanın solu ve orta sahanın solunda görev yapabiliyor.



1.76 boyunda ve Buraspor ile sözleşmesi 2018'de bitiyor. Milli takım formasını da 2 kez giydi.


Artıları


Hızlı
Ayağına hakim
Çalışkan
Sağ ayağı çok kötü değil
Sadece sol bek değil, çok yönlü


Eksileri


Güçsüz
Tecrübesiz
Defansı hücumu kadar iyi değil

-Melik Murat Dere

12 Ağustos 2015 Çarşamba

Fenerbahçe Ozan ile Görüşmelere başladığını KAP'a bildirdi!


Fenerbahçe'nin bugün saat 21:12'de yaptığı açıklama.




Büyük ihtimal görüşmeler olumlu sonuçlanacak ve sarı lacivertli formayı giyecek Ozan.

-Melik Murat Dere

Multiplayer CS:GO Turnuvası 1



Multiplayer CS:GO Turnuvası 1


Multiplayer'in düzenlediği CS:GO Turnuası'nda Türkiye'nin önde gelen ekibi Space Soldiers'in dışında bir çok büyük kulüp katılıyor. 

A GRUBU




B GRUBU




C GRUBU





D GRUBU




Turnuvanın galibini blogumuzdan öğrenebileceksiniz. Takımlara başarılar dileriz.

-Melik Murat Dere